
| DEVE VE BOĞA GÜREŞLERİ
İspanya’nın kanlı ve vahşi Boğa güreşleri tüm tepkilere karşın AB nin gözü önünde hala bir numaralı İspanyol turistik gösterisi olarak sergilenmekte. Zavallı boğaların, kılıç darbeleri altında bir işkence şeklinde ölümüne de milyonlarca turist OLE çekmekte. Diğer yandan, arenadan sağ kurtulabilmiş Boğaların sokaklara salınıp, insanları kovalaması da çeşitli yaralanma ve hatta ölüm sahneleriyle boğaların intikam gösterisi olarak da hala sürmekte.
Bizdeki Deve ve Boğa güreşleri ise hayvanların doğal arzularından kaynaklanan içgüdüsel kansız bir kapışma olup en fazla Sumo güreşindeki devler gibi iki hayvandan birinin pistten dışarı atılması ile sonuçlanan son derece Olimpik bir gösteridir. Hayvan Hakları Örgütleri bu tür gösterilere karşı çıkmaya kalkarlarsa, o zaman Olimpiyatlardaki boks, güreş, judo,karate, tekvandodan başlamaları ve Sumo’yu da protesto etmeleri gerekir. Afrika safarilerinde, aslanların, timsahların hemcinsleriyle doğal dövüşleri ile bizim deve ve boğa güreşleri de aynı güdüsel bazdadır. Dolayısıyla, rakibini pist dışına atmaya dayanan ve kansız, yarasız, beresiz bir güç gösteresi olan deve, boğa güreşleri, hayvanlar arası centilmen ve Olimpizmin Citius, Altius ruhuna pistten kaçarken, Fortius’una da yenerken uygun düşen bir spor olarak değerlendirilmelidir (Bir insan ve hayvansever olarak, Boks gibi, kanlı ve vahşi horoz ve köpek dövüşlerine de karşı olduğumu belirtmeliyim).
ABD nin milli sporu Rodeo da, insanın durduk yerde sığırla dalaşması olup, bizdeki boğa,deve güreşinden daha vahşi kabul edilmelidir, çünkü en azından bir tarafın zeka üstünlüğünden kaynaklanan haksızlık vardır (artık alltaki mi üstteki mi zeki onu bilemem). Gerçekten At terbiyesini anlamak mümkün ama, üstüne binip gezilemeyen ve bunu hakaret kabul eden sığırla boğuşmanın hangi zekanın ürünü olduğunu anlamak pek kolay değildir. Gerçi Amerikalılar kendilerine Kovboy =Cowboy diyerek türlerini itiraf etseler de, Sığır da doğal olarak kendine COW diyen birini üstüne değil altına almak istemekte haklıdır. İneği, sığırın üstüne çıkartmak da ancak Amerikan aklıdır.
Neyse konuyu Bush’a, çalı çırpıya getirmek değildir amacımız… Bizde plansız, programsız ve ilkel koşullarda çevre köylülerin eğlencesi için yapılan Boğa-Deve güreşleri, düzenli olarak Ege’den Akdeniz’e tüm turistik yörelerimizde organize bir şekilde ele alınsa, binlerce turistin bu gösteriye koşacağına olan inancımızdır... Internette şöyle bir konuyla ilgili gezinti yapınca, Deve güreşlerinin ocak-mart arası Ege de, Boğa güreşlerinin de ise Artvin dolaylarında yoğunlaştığı gözlenmekte. Hayvanların cinsel kızışma dönemlerinde yeralan bu güreşleri elbette yaz sezonuna çekmek olası olmayacaktır. Ancak belki de ölü sezon atraksiyonu olarak bu konunun ele alınması, ülkeye Kasım-Mart arası turist çekmek için etkili bir pazarlama unsuruna dönüşebilecektir.
Hatta, Efes, Aspendos, Side gibi antik tarihin eğlence anfilerinde dahi bu güreşlerin sergilenmesi düşünülmelidir. Bu anfiler, zamanında nasıl gladyatör döğüşleri dahil çeşitli oyunlar için kullanıldıysa, günümüzde de gece konserlerinin yanı sıra, gündüz de böyle eğlencelerle turistleri çekecektir. Sonuçta bu mekanları yapan krallar, Bach, Motzart’ la değil, güreş, dans gibi eğlencelerle halklarını eğlendirmekteydiler. Aslında yağlı güreşleri de bu gösterilerin içine alarak, tarihi arenalarımızı geleneksel gösteri alanlarına dönüştürmek hem bu anfileri aslına uygun kullanmamızı hem de turizmimize özgün ürünler katmamızı sağlayacaktır.
Bu tür tarihi mekanlarımız kullanıldıkça bakımlı kalacaktır. Sadece seyirlik bir harabe olmaktan çıkarılıp, kullanıma kazandırılarak canlılıkları ancak böyle gösterilerle sağlanacaktır. Bugün Topkapı, Dolmabahçe hala kendi yüzyıllarının canlılığını koruyorsa, bunun nedeni her odası, her köşesinin bir ev gibi gezilip, bakılmasından kaynaklanmaktadır. Anadolu nun her köşesindeki antik anfiler, stadyumlar canlı gösteri alanları olarak kullanılarak sürekli gelir elde eden bakımlı spor alanlarına ancak böyle dönüşür ve gelecek yüzyıllara salimen iletilebilirler. Bugün Afrodisyas ta üzerinde ineklerin otladığı stadyon, veya Bergama, Side’deki anfiler kullanılsa herhalde daha iyi bakılır ve korunur. İstanbul Aya İrini , Antalya Aspendos konser ve sergilerde kullanılmaya başlandığından bu yana hayat kazandı ve bakımı, koruması da, geliri de arttı. Sonuçta, bu antik alanlar, yüzyıllarca kullanılmadıklarından kum ve toprak altında kalmışlardır. Kesintisiz kullanılsalar Süleymaniye gibi dimdik ayakta kalacaklardır.(Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur sözü temelinde arkeolojik bir vecize olsa gerektir)
Türk gecesi adı altında yeralan, folklor, dansöz gösterileri artık sıkıcı bir rutine dönüştü. Yağlı güreş, deve, boğa güreşleri, cirit atma, tarihi stadyumlarda, anfilerde modern bir tarzda sürekli olarak yılboyu bir revü gibi sunulsa, otelden dışarı çıkmayan turist de tarihi atmosferdeki bu geleneksel sporlara ilgiyle koşacaktır, çünkü benzerini başka yerde bulamayacaktır.. Düşünsenize Aspendos’ta Karmina Burana ile başlayacak bir Boğa güreşini veya Karmen’in Hafif Süvari suitiyle bir Cirit oyununu…
Sonsöz: Marka; Farklı olmaktır.
|